BEY KÖY’DE BAYRAMLAR

Bayramlarda, özellikle köylerimiz eski heyecanını yitirmese de şehirlerde eski heyecan kalmamıştır.Bazı köylerimiz hala yıllar öncesine ait bayram geleneklerini yaşatmaya çalışmaktadır. Aşağıda Bey Köy’de yapılmış bir derlemeden alıntılar bulacaksınız. Taşköprü’nün birçok köyünde benzer adetler görmek mümkündür.

RAMAZAN BAYRAMI ve KURBAN BAYRAMI

Bayramdan bir gün önce, yani arife günü köydeki bütün çocuklar mezarlığa giderler. Hepsinin elinde poşet veya bez torbalar bulunur. Çocuklar grup halinde otururlar.Köyün kadınları önceden pişirilmiş yumruk büyüklüğündeki ekmekleri çocuklara dağıtırlar. Bu küçük ekmeklere külük adı verilir. Mezarlığa gitmeden önce çocuklar külüğe gidelim diye birbirlerini çağırırlar. Külüğe gitme zamanı öğlen namazından sonrasıdır.
Köydeki her evden bir kişi evden verilen ekmek, üzüm leblebi, şeker, ceviz, helva ve çeşitli meyvelerden oluşan malzemeyi mezarlığa götürür ve çocuklara dağıtır.
Aynı günün ikindi namazı sonrası köyün erkekleri de mezarlığa giderler. Akraba mezarları ziyaret edilir, toprağı yenilenir, bozulan yerler düzeltilir, dualar edilir.
Kadınlar evde ateş üzerine güzel kokulu maddeler, misler koyarlar. Akşam olunca her evde yağlı ekmek pişirilir, ikram edilir. O akşam ölülerin evlerini ziyaret edeceğine inanılır. Her evde çeşit çeşit yemekler pişirilir ve bayramda konuklara ikram etmek için ayrılır.
Sabah erkenden kalkılarak özenle giyinilir. Erkekler ve erkek çocuklar bayram namazına giderler. Namaz bitince en yaşlıdan başlayarak herkes sıraya girer ve bayramlaşma yapılır. Küs olanlar barıştırılmaya çalışılır.
Namazdan çıkanlar evlerine giderler. Ev halkıyla ve komşularla yapılan bayramlaşmadan sonra, toplu olarak komşu köylere giderler ve onlarla da bayramlaşırlar.
Bayramın ikinci günü komşu köydekiler Beyköy’e gelirler. Önceden hazırlanmış olan yemekler birlikte yenir.
Kurban kesimi ve dağıtılması hariç Ramazan ve Kurban Bayramında aynı adetler vardır.
Bayram adetleri benzer şekillerle ama bazı farklarla diğer Taşköprü köylerinde de görülür.

KARADEDEOĞLU’NDA BAYRAMLAR

Günümüzde bu köylerde göç nedeniyle insan sayısı iki elin parmaklarını geçmese de yaşatılmaya çalışılan gelenekselleşmiş güzellikler vardır.
Arife günü ikindi namazından sonra mezarlık ziyaretleri yapılır. Dualar edilir ve mezarlar düzeltilir. Bütün köyde fırınlar yakılır ve ekmekler pişirilir. Özellikle çocuklar fırınlarda kendileri için pişecek olan pideleri ve bilikleri ( küçük ekmek) beklerler. Köylerin kalabalık olduğu yıllarda sıcak pide üzerine sürülmüş tere yağı kokusu bütün köyü kaplardı.
Fırında ekmekler pişerken kadınların bir diğer uğraşı un helvası yapmaktır. Hem Ramazan hem de Kurban Bayramında helva yapımı en önemli konulardan biridir. Sanki kadınlar arasında bir yarış vardır. En güzel helvayı kim yapacak…
Hazırlanan un helvası, fırın ekmeklerinin düz olan alt kısmına yuvarlak şekilde ve parmak kalınlığında yapıştırılır. Bayram sabahı namaza giden erkekler yanlarına bu ekmekleri de alırlar. Yakın zamanda köy içinden ölen olduysa onun için ayrıca ekmek g yapılır ve camiye götürülür.
Bayram namazı kılındıktan sonra köyün en yaşlısından başlayarak sıradan bayramlaşma yapılır. Bayramlaşmadan sonra kimse dağılmaz yere serilen sofra bezlerinin üzerinde bir tarafta helvalar kesilir bir tarafta ekmekler kesilir. Bu sırada köy hocası tarafından Kuran okunur ve dualar edilir.Köy halkından bir kişi beline bağladığı sofra bezinin içinden kesilen helvayı ve ekmekleri bütün köy halkına dağıtır. Dağıtırken de sürekli bağırarak, konuşarak insanların neşesini de artırmaya çalışır. Bu ekmek ve helva dağıtım işine ZIYRAT adı verilir. Zıyrat için dağıtılan ekmeğin okunmuş ekmek olduğu için daha faydalı olduğuna inanılır ve bunu yiyen hayvanların sütünün bile daha bol olacağına inanılır. Son yıllarda bırakılmak zorunda kalınmış olsa da, eski yıllarda komşu köylerden namaz için gelenler evlere kahvaltı için götürülürler.Zıyrat dağıtımından sonra köylüler tarafından bayram yerine getirilen (ticaret amaçlı) şeker, lokum, meyve kış aylarında kestane gibi yiyeceklerin satışı yapılır.
Bayram yeri dağıldıktan sonra evlere gidilir ve ev halkıyla bayramlaşılır. Büyüklerin elleri öpülür, küçüklere hediyeler verilir. Köydeki akrabaların bayramları kutlanır ve sonra köyün en yaşlısından başlamak şartıyla bütün köy halkı evlerinde ziyaret edilerek bayramlaşılır.
Köyün tamamının katılımı ile kazanlarda hazırlanan yemekler, bayramlaşmak için komşu köylerden gelen ziyaretçilere ikram edilir.Bu gelenek artık bozulmuş olsa da eskiden şöyle bir sıralama yapılırmış; Bayramın birinci günü Apgazi, Doymuş ve Yüzhanlı köyleri Karadedeoğlu’na gelirler. İkinci gün Apgazi Köyü’nde toplanılır .Üçüncü gün ise bayramlaşma ziyareti Yüzhanlı ‘da sona erdirilirdi. Köyler arasında yapılan bu ziyaretler sayesinde köyler arasında sıcak ilişkiler gerçekleştirilir ve hısım akraba ziyaretleri gerçekleştirilmiş olur.
Bu bayram geleneği hemen hemen aynı şekilde bütün Taşköprü’de görülebilir.

KÖÇEKLİ KÖYLERİNDE DÜĞÜNLER

Taşköprü’nün düğün adetleri birbirine çok benzese de farklı özellikler de görülebilir. Köçekli ve bu köye yakın köylerde düğünlerin yapılış şekillerini, gelenek haline gelmiş özelliklerini anlatmaya çalışacağız.
Düğünlerden önce kız görme amacıyla uygun bir ortamda kız e oğlan tarafı bir araya gelir.Olumlu yaklaşımlar hissedilirse kız istemek için iki ailenin de tanıdığı kişilerle kız evi ziyaret edilir. Kız tarafı da evet derse söz kesilir ve söz bohçası verilir. Uygun bir zamanda şerbet içme diye adlandırılan nişan töreni yapılır. Nişan masraflarını kız babası üstlenir. Toplanan hediyeler ve özellikle paralar ise yine kız tarafına verilir.
Düğün tarihi Perşembe veya Pazar gününe gelmek şartıyla kararlaştırılır. Düğün yapılmadan önce imam nikahı mutlaka yapılır. Düğün için davetiye yerine dürü adı verilen kumaş veya benzeri hediyeler davet edilecek kişilere gönderilir. Dürü özellikle yakın akraba veya dostlara gönderilir. Eğer bir köyün tamamı düğüne çağrılacaksa o köylere ilan edilir, genellikle camilerde duyurulur.
Düğün Çarşamba günü kına gecesi ile başlar. Kına gecesi kadınlar kına yakarken erkekler de damadın köyünde toplanırlar ve kendi aralarında sazlı sözlü eğlenceler tertip ederler. Davul-zurna bu eğlencelerin vazgeçilmezidir. Eğlence bir evde yapılıyorsa davul-zurna oradadır.Birkaç evde yapılıyorsa evden eve gezerek herkesi eğlendirmek için dolaşır.Kına gecesi damat sağdıcı ile birlikte kına gecesinin yapıldığı yerde-köyde bulunur. Kına havaları ile birlikte yakılan kına eğlencelerle devam eder.
Düğün günü en telaşlı gündür. Erkek tarafının köyüne gelen konuklar davul-zurna ile karşılanır. Davul-zurna ekibi konukları düğün yerine kadar götürür ve yeni konukları karşılamak için hazır bekler. Daha sonra hep birlikte arabalarla kız almaya gidilir.Kız almaya haka gitme denir, gidenlere de hakçı. Haka giderken konvoy halinde gidilir. Eski konvoylar kağnılardan oluşurken günümüz konvoyları otomobillerden oluşmaktadır. Eski gelin arabası köyün en güzel mandalarının veya öküzlerinin çektiği kağnılar, yeni gelin arabaları ise en konforlu otomobillerdir. Gelin arabası en güzel şekilde süslenmiştir ve en önde gider.
Gelin köyüne vardıktan sonra gelen hakçılara yemek verilir. Davullu zurnalı eğlencelerden sonra gelin evine gidilir. Gelini almak için damat ve yakınları eve çıkarlar. Gelin odasının kapısı gelinin erkek kardeşi tarafından kilitlenir veya gelin sandığı üzerine oturulmak suretiyle alıkonulur. Damattan gelecek bir bahşiş veya hediye olmadan kapı açılmaz, sandık verilmez. Gelin alındıktan sonra dualarla evden çıkartılır. Evin kapısından çıkınca köyün çocuklarının bulunduğu yere damat tarafından bozuk para ve şeker atılır. Yola çıktıktan sonra veya köyün uygun bir yerinde bir sopanın ucuna iple bağlanan çiğ yumurta nişana dikilir. Tüfek menziline göre dikilen yumurtayı vuran damat babası tarafından ödüllendirilir. Bir tavuk,horoz veya kuzu ödül alabilir.
Damadın köyüne varınca eğlenceler daha bir hızla başlar. Gelenlere yemekler ikram edilir.Düğünlerin baş yemeği keşkek ve yahnidir. Eğlence yatsı namazına kadar devam eder. Damat ve arkadaşları hep birlikte camiye giderek yatsı namazını kılarlar. Namazdan önce damada güvey kınası yakılır ve beyaz bir bezle bağlanır. Damada yakılan kına sağdıcına da yakılır. Kılınan namazdan sonra ilahilerle ve dualarla damat evine gelinir. Kapıya kadar gelenlere tatlı ikramı yapılır ve yumruklarla, yumurtalarla damat gerdeğe girer. Gelin yüz görümlüğü almadan damada yüzünü göstermez.
Düğünün üçüncü günü semet günüdür. Semet günü damadın köyünde yapılır. Kız tarafı ve erkek tarafı uygun bir evde veya harman yerinde toplanarak hep birlikte eğlenirler. Bu eğlenceye gelen özellikle genç kızlar yöresel kıyafetleriyle gelirler ve bu kıyafetlere çeyiz adını verirler.
Düğün gününden bir hafta sonra damat, gelin, sağdıçın bulunduğu kafile kız evine el öpmeye giderler. Damat bu ziyaret sırasında önce hiç konuşmaz. Söyleyeceklerini sağdıç aracılığıyla söyler, ikram edilen yiyecekleri yemez, içecekleri içmez. Damada kayınpederi tarafından verilecek armağanlarla dili çözdürülür. Bu hediye bir hayvan olabileceği gibi tarla, bir ağaç veya harhangi bir hediye de olabilir.

*Harun Reşit ŞİMŞEK: Taşköprü Halk Eğitimi Merkezi

* * *

TAŞKÖPRÜ’DE RAMAZAN

Ramazan ayı boyunca herkesin nasıl huzur ve keyifle iftar sofralarını hazırlandığını, topun atılmasıyla da oruç tutan ya da tutmayan ev halkının birlikte sofraya oturup oruç bozduğunu çocukluğumdan hatırlıyorum. Biz küçükler oruç tutmak için her zaman çok hevesli olurduk. Özellikle rahmetli nenemin iftar sofrası için hazırladığı birbirinden güzel yemekler Ramazan boyunca sanki daha başka bir lezzet kazanırdı. İnsan ilişkilerine daha çok önem verilir, hoş görülü ve sevecen olmaya gayret edilirdi.
İftar yemekleri hazırlanır, dostlar davet edilir. Huzurlu keyifli sohbetler eşliğinde hep beraber kahveler içilir. Böyle ortamlarda bulunmak insana ayrı bir mutluluk kazandırırdı. Bizler eski adetlerden çok uzak sayılmasak da artık şartlar nedeni ile hiçbir şeyi gerektiği gibi yerine getiremiyoruz
Taşköprü’müzde Ramazan ayı gelmeden öne hazırlıklara başlanırdı. Evlerde tatlı bir heyecan, tatlı bir telaş olurdu. Komşular bir araya gelir birbirleriyle yardımlaşarak Ramazan hazırlıklarını yaparlardı.
Bu hazırlıklar mevsimine göre değişirdi.Tarhana, ev makarnası, yufkalar, nişastalar, pastırmalar hep komşuların bir araya gelip yardımlaşarak yaptıkları işlerdi. Bunlar hazırlanıp evlerdeki kilerlere konulurdu. Her evde fırın olurdu. Ekmekler yapılırdı.
İftar yemekleri özenerek yapılır, itina gösterilirdi. Çeşitlere dikkat edilirdi. İftariyeliklerden sonra özellikle tarhana çorbası baş yemektir. İftar sofrasının olmazsa olmaz yemeğidir. Daha sonra et yemekleri, pilavlar, börek ve baklavalar yapılır. Yöremizde özellikle ramazanda yapılan köfte paçası da Ramazanda aranan yemeklerdendir. Kuru meyvelerden yapılan kompostolar, kat kat yufkadan oluşan baklava, börekler; Ramazan’a has bir tatlı olarak bilinen gül kokulu güllaç ise iftar sofralarının vazgeçilmez tatlılarıydı
Baklavalar, börekler yapıldıktan sonra evlerinde fırını olmayanlar; baklava, börek sinilerini çarşıdaki fırına yollarlardı. Bundan sonrası fırıncının maharetine kalırdı. Baklavanın kurutulmaması, yakılmaması gerekirdi.
Ramazan ayı olarak tanımlanan, İslam alemi için kutsal sayılan ve oruç ibadetinin yapıldığı bu ayda, çeşitli gelenekler ortaya çıkar. Eskiden oruç tutanlar, hele gecelerin kısa olduğu, yaz mevsimine rastlayan ramazanlarda uyumayıp sahura kadar oturulurdu. Sahurda yemekler yenir ve yatılırdı.
Böyle olunca da iftar ve teravih namazından sonra sahura kadar olan uzun zaman dilimi içersinde bütün esnafın dükkanları açık olur, erkekler genellikle esnaf dostlarının, arkadaşlarının yanında oturur, çaylar kahveler içilir yada kahvelerde vakit geçirilirdi.
Kadınlar iftardan sonra teravih namazı için ya camiye giderler, ya da evlerde eş dost, hısım, akraba kadınları ile sıra yaparak bir araya gelirler teravih namazını birlikte kılarlardı. Daha sonra çaylar içilir mevsimine göre meyveler yenilir. Kalkma vakti gelir, yeniden ertesi akşam için sözleşilir, herkes sahur hazırlığı için evine dönerdi.
Sahur zamanından önce davulcu çıkardı. Maniler söyleyerek halkı uyandırırdı. Şimdi rahmetli olan “Ördek” lakaplı davulcumuz vardı. Herkesi tek tek tanır maniler söyleyerek ev ev dolaşır, her evin reisinin adına veya lakabına uygun maniler okurdu. Maniler söyleyerek herkesin gönlünü alır, bazen bu maniler esprili olurdu. Hane reisi de bahşişini hemen verirdi.
Ramazan geceleri diğer gecelere göre daha hareketli olurdu. Teravih namazına doğru ya da teravih namazından sonra ev gezmeleri başlardı. Kadınlar çoluk çocuk hoşça vakit geçirirlerdi.
İftardan önce muhakkak fırınların önünde kuyruklar oluşur eline yumurtasını, susamını, çörek otunu, haşhaşını alan gelir, iftara kadar yumurtalı susamlı mis gibi sıcak pideler yapılır. Rahmetlik “Zeki Hafız “ ezanı okumadan, yine rahmetlik “calay” topu patlatmadan iftar sofrasına yetiştirilirdi.
Tatlı bir telaş tatlı bir koşuşturmaca hey gidi güzel günler hey. Hay mübarek ay bereketinle gelir güzelliklerle gidersin. Bizlere güzel gelenekler yaşatır, adetlerimizi, hoş görüyü, sevmeyi sevilmeyi, saygıyı, yeniden öğretir. Hoş bir sada bırakırsın.
Unutmayın örf ve adetleri olmayan toplulukların gelecekleri de kısa olur. Bizler de çocuklarımıza Ramazanın önem ve değerlerini anlatalım, mümkünse onlara Ramazan boyunca sevdiklerimiz, dostlarımız, yakınlarımız hatta ihtiyacı olan kişilerle birlikte bir iftar yemeğinde bir araya gelerek Ramazan’ın heyecanını yaşatalım. Bu sıcak örf ve adetlerimizi onlara mümkün olduğunca gösterelim. Sonra zaten hayat onların! Geçmişini unutanlar geleceklerine yön ve yol veremezler bunu hiç aklımızdan çıkarmayalım. Hayırlı Ramazanlar…