Ust-Taşköprü Belediyesi




TAŞKÖPRÜ BELEDİYESİ
TAŞKÖPRÜ BELEDİYESİ
TAŞKÖPRÜ BELEDİYESİ
TAŞKÖPRÜ BELEDİYESİ
TAŞKÖPRÜ BELEDİYESİ










Batı Karadeniz Fuarı'ndaydım

Radikal Gazetesi köşe yazarı Taşköprülü hemşerimiz Hakkı Devrim dünki köşesinde Emıt Fuarı'nı ve Taşköprü'yü yazdı.

Kategori  Kategori

: Duyurular

Yorumlar  Yorum Sayısı

: 0

Okunma  Okunma

: 373

Tarih  Tarih

: 18 ?ubat 2010, 16:34

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Batı Karadeniz Fuarı'ndaydım

Gelen giden çok olur mu? Kalabalık bastırmaz inşallah değil mi? gibi sualler sormazdım eskiden. Zamanla yorulmaktan korkar oldum. Kolay kolay kokteyle gitmem. Ama artık çarşı-pazar gezmekten, çocukların peşine takılıp alışveriş merkezlerinde dolaşmaktan da pek hazzetmiyorum; sıkılıyorum. Ve yoruluyorum. Zeynep kızımın standı olmayan kitap fuarlarına da, oturup dinlenecek yer bulamayız diye gitmiyorum artık. * Ama geçen cumartesi günü bir fuara gittim ve saatlerce orada kaldım. Beylikdüzü TÜYAP’ta dört gün süren EMİTT 2010 Fuarı’ydı bu. Tam adıyla Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı. Doğru 9’uncu salona yöneldik. Çünkü bu iç Turizm fuarında yer alan Batı Karadeniz Kalkınma Birliği’nin standları o salondaydı. Fuara bu yıl Mısır da katılmış. Sayıları artar inşallah, ben Taşköprü’nün rahmetli müftülerinden Abdülkerim Efendi (dedem) ile Zehra Güngör’ün (anneannem) torunları ve gene rahmetli Samiye Devrim’in (annem) oğlu olarak ziyarete gittim bu fuarı. Ve doğru Taşköprü standına. Yabancı bir yere değil, demek istiyorum. Nitekim Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan Bey dostum bekliyordu. O ağırladı beni, bizi daha doğrusu; benden hemen sonra Cihan Ünal da geldi, o da hemşerimizdir. Çevre şehirlerden yöneticiler, fuar görevlileri. Salonda Karabük, Kastamonu, Sakarya, Bartın, Düzce, Zonguldak, Bolu ve ilçelerinin standları da var. Ben ecdat açısından İstanbul’un, Adapazarı’nın, Taşköprü’nün olmaktan çok Batı Karadeniz Bölgesi’nin insanıyım aslında. Babamın soyunda Bartın, Üsküdar ve Adapazarı var; anam halisinden Taşköprülü. Bizim nesil İstanbul’da büyüdük. Çok farklı bir fuar. İkram masalarında, sehpalarında yerel yiyecekler. Bizim masada elmaekşisi baş köşede, dondurmamız, lokumumuz... Etliekmek saatine kalamadım ve Cihan’ı sahiden kıskandım; vakti de varmış o kaldı etliekmeğe. Evimin insanları darılmasın amma, anam gideli ağız tadıyla etliekmek yiyemiyorum. El sanatlarından yerli ürünler var. Uzak iklim ve yayla havalıdır her şey bizim oralarda. Bana sorarsanız bölgenin insanları da. Resimde gördüğünüz güzel maskotomuzun elbisesindeki süsler, evet yanılmadınız sarımsak demetleriyle yapılmıştır. Malum sarımsak Taşköprü’nün ünlü ürünüdür. Her merkez kendi marifetlerini tanıtıyor elbette. Eşyadan, yiyecekten, pek güzel kitapçıklarda yer alan oteller, tarihî kalıntılar, gezilecek yerlerinden gayrı, sanatını fuar yerinde icra eden yetenekler de orada. Bana ikram olarak, hat üslûbu Hakkı Devrim yazdı genç bir hattat; eserini bir güzel oturttuğu minik tuvale de bayıldım. Bu yıl ondördüncüsü gerçekleştirilen fuara 900 stand ile 3 000 firmanın katıldığını öğrendim. Gelecek yıl, söz veriyorum sizi vaktinde haberdar edeceğim 2011 fuarından. Siz de görün isterim. Bir tür Anadolu yolculuğu bu. «5 yıl mı, 7 mi?» sualinin sebebi Hukuk fakültesinde hocalarımız Mecelle hayranı idiler. Bugünden 134 yıl önce son şekli verilmiş olan eski medenî kanunumuzdu Mecelle. Cevdet Paşa’nın başkanlığında bir heyet tarafından (Mecelle Cemiyeti, 1869’da kuruldu, işini bitirince 1888’de lağvedildi) kaleme alınmıştır. Ben Mecelle’nin Edebiyat Fakültesi’nde türkoloji hocalarınca da yere göğe sığdırılamaz bir metin olarak övüldüğünü bilirim. Sadece hukuk metni olarak değil, dili ve mantığıyla da benzeri zor bulunur bir kitap sayılırdı. Napolyon döneminin eseri Fransız Medenî Kanunu’nun da (Code Civil) mükemmel Fransızcasıyla meşhur olduğunu sonradan öğrendim. Kanun maddeleri bence de bir dilin en güç metinleridir. Denebilir ki hukuk dışında -edebiyat da dahil- hiçbir uzmanlık alanında dil, kanun metinlerinde olduğu kadar önemli değildir. Hani noktasına, virgülüne dokunamazsın diye övülen metinler vardır ya, kanun dilinin bundan biraz daha azına bile tahammülü, müsamahası yoktur. Bunun ne demek olduğunu bize, derste öğrettiler. On beş-yirmi kelimelik bir kanun maddesi için bile ne kadar çok düşünmek, arayıp soruşturmak, toplanıp tartışmak, üzerinde çalışmak gerektiğini... Şiir yazmak (elbette hiç kolay değil), kanun maddelerini kalem almaktan daha zor değildir, dediler. Mesele o maddenin ne gibi ve ne çeşit hallerde ve şartlarla kullanılabileceğini ve her durumda bir çözüm ve çare üretebilmesi gereğini ihtimallerin en sonuncusuna kadar düşünüp, dikkate alabilmeyi gerektiren... bir çalışmadır söz konusu olan. Bu yapılmadıysa, gün gelir «Cumhurbaşkanımızın görev süresi bu yıl mı sona eriyor, yoksa iki yıl sonra mı?» diye kara kara düşünmek zorunda kalırsınız.